Benim için eski, sizin için yepyeni hikayem Kül’ü iç dünyamdan size doğru uğurlarken, bu sefer bu süreci yazmak istedim. Şarkı yazma süreci, bizim gibi insanlar için hatırası olan bir olay, duygu veya fikrin harmanlanmasıyla ortaya çıktığından, mevzu biraz duygusaldır. Ve evet “uğurlamak” dedim çünkü bir duyguyu ikinci bir kişiyle dahi paylaşsanız onunla olan iletişiminiz değişir. Ama ben sizin bu ortaklığınızdan son derece memnun oluyorum, hele ki geri dönüşlerinizi gördükçe! 😊
Her
yazdığım şarkı gibi ‘Kül’ü de nasıl yazdığımı hatırlıyorum. Şarkı hikayeleri
yazarken genelde o duygulara geri döner insan. Hatta yine açıp o
dönemki minik stüdyomu, fotoğrafları falan eşeledim. 😊 Bak şimdi sana da anlatayım:
Yıl
2013.
17 Eylül. O dönem İstanbul’da, kurumsal bir turizm şirketinde çalışıyorum. Tek
başıma yaşıyorum ve sanırım bu sebeple o yıl çok fazla, çok sevdiğim şarkılar
yazdım. Neyse… Yine iç sıkıntısı gibi beliren bir anlatma isteği vardı. O
zamanlar hayal kırıklığı duygusunun sürekli
tekrar edişini yeni yeni idrak etmeye başlamıştım. Etrafımda dinlediğim her hikayede bu duygu başrol
oynuyordu. Herkes muzdaripti.
“Hayallerim var küçücük bir kağıt parçasında.”
Evet, yine o kanala girmiştim. Ev sessizdi, karanlığı sadece akvaryumun ışığı aydınlatıyordu ve yalnızdım. N’olmuştu ki hayallerime? Bulduğum melodi zaten akıyordu. Devam ettim:
“Ucundan yanmış, zaten önceden de yırtılmış.”
Şarkı
sözleri ve anlamları, her zaman duygularımı en iyi ifade etmenin yolu oldu.
Konuşurken bile benzetmeler yapmayı, metaforlarla anlatmayı çok severim.
Şarkılarımda neredeyse hiçbir zaman tek katmanda bırakmam hikayeyi. Ya bir
metafor vardır ya da kelimelerin birden çok anlamı. Bir duyguda buluşacaksak bu
gizli bir yerde olmalı; öyle ulu orta olmaz, değil mi? 😊
Bu arada, ne yalan söyleyim, (aşağıda yazdığım sayfanın fotoğrafını koyuyorum sen de görebilirsin:) şarkı geldi ve ben sadece yazıp bitirdim. Sadece bir tek karalama yapmışım. O da şarkının adı olmuş.
Şarkı bittiğinde inanılmaz bir rahatlamayla birlikte çılgın bir sevinç, sonra 'Allah’ım ben bunu nasıl yazdım duygusu' geldi 😊 Bu his neredeyse her şarkıdan sonra gelen, kontrol edemediğim bir şey. Hemen kaydedip birileriyle paylaşmam lazımdı. Bana mı öyle geliyordu, yoksa gerçekten çok mu güzeldi? :)
Bu arada, ilham kaynakları ve
şarkı yazma sürecindeki duygusal devinimler üzerine çok düşündüm. İlhamla
yazılan şarkıların nereden geldiği hakkında kendimce bir cevap da buldum ama o
başka bir yazının konusu. İlginizi çekerse bir ara yazarım.
O zamanlar
derme çatma bir kayıt köşem vardı. Hemen oraya geçtim. Şarkıyı kaydettim.
Kafamda şu anki hali gibi kemanlar çalıyordu ama o dönemde böyle bir imkan
yoktu. Tek gitarla kaydettim, kendi kendime geri vokal yaptım, aklımda çalan
soloları çaldım ve ufak bir mix yaptım. Hayalimdeki şarkı artık dinlenebilir
hale gelmişti.
Sanırım
birkaç yüz kere dinleyerek her defasında aynı hayret dolu “Ne kadar da güzel
oldu!” duygusunu yaşadım. Ama yetmezdi tabii. O zaman birlikte çalıştığım çok
yakın bir dostum vardı (kendisine buradan selam olsun). Şarkıyı ona gönderdim:
“Pişt, baksana, böyle bir şey yazdım, bak bakalım nasıl olmuş?” 😊 O gece sabaha
kadar bu şarkıyı birlikte dinledik. Evet, çok beğenmişti. O halini sizinle de paylaşıyorum;
Yorumlarınızı
ve size neler hissettirdiğini bana yazın. Sonraki yazımda şarkı kayıt ve klip süreçlerinden
bahsedeceğim. Bir
şarkının nasıl ortaya çıktığı ilginizi çekiyorsa takipte kalın.
😊
Ve bu arada Kül 7 Şubat'ta tüm dijital platformlarda yayında olacak! Aşağıdaki linke tıklayıp şimdiden ön kayıt yapabilirsiniz!